Sarıköy Panayırı

Yaz tatili başladı fakat yaklaşık 25 gündür evimizde yoğun bir ipek böceği çalışması var ipek böcekleri koca aladalar sabah akşam birer römork dut demeti getiriyoruz ve daha kozaya bir hafta var. Okullar tatil oldu ama mutsuzum, benim için okulların tatil olması hafta içi de çalışmak demek, okul açıkken ders, ödev bahanesi ile iyi oluyordu😀. Bu nedenle yaz tatiline pek sevinemezdim fakat panayırlara az kaldığı için heyecanlanırdım. Panayıra kadar günler geçmek bilmezdi.🤔Prinç tarlalarında ilk tir temizleme yada su zehirlerine denk gelen günlerde panayırda olmak yerine ovada tarlada tirlerin üzerinde canbazlık yaparak kova yada tenekeyle zehir taşımak hiç keyifli olmaz, bir taraftan güneşin sıcağı bir taraftan havadaki nem boğardı hepimizi.
Pirinç tarlalarında su zehirini babam motorlu ile amcam tulumbayla atar her ikisininde omuzları kıp kırmızı olurdu, ben onlara tenekeyle zehiri taşıdığım için benim ellerim su toplar, ellerim patladığında çok canım yanardı.Motorlu pompa arıza yapıp babam sanayiye tamiri için gittiğinde fırsattan istifade nefeslenirdik. Benzinli motoru olan pompanın deposuna bir küp şeker atarsak hiç çalışmayacağını o günlerde ögrenmiş panayırda eğer tarlaya gelirsek bu planı yapmakla ilgili gizli plan yaptığımızı, panayırdaki buz gibi limonatanın hayalini kurduğumuzu da hatırlıyorum.

Dondurmacılarda Limonata gibi vişne suyuda kocaman bir buzun üzerine akardı çeşmesinden durmadan ve otomatik karıştıran plastik bir kaşığı vardı ayran soğutucuların. Ayran köpüğünü höpürdetmeyen varmı?😀

Biga panayırını duyardık ama gidemezdik fakat Sarıköy panayırına günleri sayardık.İlk panayırcılar geldiğinde sanayinin ordan büyük çınarlı yoldan tarlaya gidiş gelişte yanından geçerken gelişmeleri izlerdik. Ben her sabah eski top sahasının yanındaki çayır tarlaya inekleri kapatmak için götürüşümde her defasında heyecanla onları izlerdim. Kiralık bisiklet verenler harmanlarda parkın köşesinden buzhaneye doğru büyük çınar ağaçlarının altında asvalta paralel 3 tekerlekli bisiklet, 2 tekerlekli bisiklet ve mobilet kiraya verirlerdi.Rahmetli Dedem ve hademe Mehmet amca ve diğer arkadaşları parkın köşesinde bazende limonatacılarda oturlardı.

Dedemden harçlık kapmak ve bisikletlere binmek ne doyumsuz bir heyecandı çocukluğumda, rahmetli dedem bazen dondurma bazen limonata ısmarlardı ama bisiklete binicem diye o limonatayı nasıl içtiğimi bilmezdim.Limonata, vişne suyu ve ayran içilen, dondurma yenen masa ve sandalyelerde parlak ışıklar altında aileler beraber düğüne gider gibi hazırlanır dondurma yenir, Limonata içilirdi hep beraber. Panayırda çocuklar dönme dolap, Uçan sancak, gibi eğlencelerde bilet elde heyecanla beklerdi.

Büyük uçan sancaklara binmek cesaret ister, bir nevi erkelik sınavı gibiydi, büyük uçan sancakların o ilk tahta merdivenlerinden çıkıp ilk kez bir önceki seferden inenlerden boşalan bir uçan sandalye kapıp oturuşumu ve heyecanımı hala hatırlıyorum. Uçan sandalyeye binme cesaretini gösterme sebebim olan kızda hemen önümdeki sandalyede oturuyordu gün boyu bu an için kaş göz işaretiyle anlaşmış anca denk gelebildik, çok güzel etekleri fırfırlı elbisesiyle bir kelebek gibi bu akşam, 🤔belki yan yana uçarız kim bilir.

Kızlı erkekli uzaktan bakışmak, bakışlardan mana çıkararak sessiz konuşmak bir yetenektir. Akşam panayır sokaklarında turlarken genç delikanlılar kızları takip eder, izler görüşmek için uygun bir ortam arardı, onun için aldığı ufak bir hediyeyi çaktırmadan verebilmek büyük maharet, sevgilinin küçük kardeşini yada mahalleden bir ufaklığı haber getirip, götüren bahşişle çalışan posta güvercini yapmak başarıydı.

Nişanlı olanların işi daha kolay olurdu, enişte bey kız tarafını evinden almaya gider birlikte panayır yerine düğüne gider gibi yürüyerek gelinir, limonatacı yada dondurmacıda yan yana birleştirilerek masalara oturulurdu. Siparişler alınır, hesabı mutlaka damat o gece için babasından aldığı para ile nakten öderdi. Masa başındaki kaçamak bakışlardan kaynana ve görümceler damadı süzer bir bahşiş verip vermediğinden nasıl duruduğuna kadar süzer akrabalar kusur arardı. Damat muhtemel uzun samsun içerken o geceye özel açılmış uzun marlbora paketini gömleğin cebine koyar hısım akrabadan arkadaşlara kadar bonkörce ikram ederdi.

Dönme dolap yada uçan sancaklara akraba kızları ve nişanlılar birlikte gider, biletleri damat alır, nişanlısı kızla göz göze geldiğinde bilet pulunu eline bırakırken bir tutam parmaklarını tutar merdivenlerde tutuşan eller aile büyüklerinden uzakta ve kalabalığın korumasında bi daha hiç ayrılmazdı. Nişanlı çiftin yanyana oturmasına özen gösteren komşu ve akraba kızları bu durumu kıkırdaşarak izler, kendi yavuklularını aşağıda görmeye çalışırlardı.

Panayırda akşam yemeği olarak, börek yemek, tandır yemek pek bi havalı işti, börekçilerin çadır önünde sergiledikleri üsten lambalı hafif geriye yaslanmış tepsilerde nar gibi kızrmış börekler iştah kabartıcıydı. Kuzu çevirme ve tavuk çevirme yemek, paket olarak eve götürmek adettendi.
Daha neler vardı;
Alışveriş yerleri, dükkanlar Sarıköy esnafıda çıkardı Gönenden de gelenler olurdu tabi.
Panayır yeri berberleri Sarıköy esnafından olur sakal traşı bahanesine sarıköylülerin civar köylerden gelen ahbapları ile buluşma yeri gibi kalabalık olurdu, gelsin çaylar parktan.
Jandarma çadırı – hemen girişte sağda parkın köşesinde panayırın güvenliği için çalışırlar, gece bekçileride emniyeti sağlardı.
Manavlar vardı belkide pazarcı esnafı demek daha doğru, tabiki muz tezgahın kralıydı ve torunlarını çok seven dedeler kıyardı paraya sırf onların tatlı tatlı “dedeeeee, muz almışsın” derken parlayan gözlerini görmek için.

Züccaciye – Aliminyum, plastik, ev eşyaları
Çerezciler, – Beyaz Şekerli leblebi olmazsa olmaz, köpük helva herkese iyi gelirdi.

Kumarcılar vardı çınar ağaçlarının altında bir kaç sokak olur, parlak yuvarlanan top kadife ile silinir nerede duracak tahminleri para ile alınır “şanslı numaradan” misli kazanma hayali hep taze tutulur nedense top hep boş numara üstünde daha çok dururdu. Ne hikmetse?🤔 köyümüzün adı iyi bilinen zengin ailelerin hayırsız, sarıköy deyimi ile yuva delikanlıları buraları mesken tutardı.

Halkacılar en rağbet gören yerdi, sigara kazanmak isteyen, kendinin usta atıcı olduğuna inananları beklerdiler. Küçük halkanın çapı uzunluğundaki uzun sigara paketlerine sihirbaz nidasıyla halka atarken, kafası güzel abilerimin elleri hiç halkasız bırakmayan şalvarlı fingirdek çingene kızları tarafından bir tavuk gibi yolunuşunu izlerdik. Büyük halkalar vardı tabi parası da büyük.

Halkalarda başarılı olamayan sigara içmek isteyen yada gömlek cebinde bir paket marlbora olsun diyenler için Torbacılar vardı bir kartta 3 rakam tutturmak için torbadan numara çekilir kartta elindeki numara varsa 1 paket kazanır fakat hiç çıkmaz ise Tombalacının ” en şanslı kartı aldın bence şansını kırma devam et” gazı genelde işe yarardı gazla çalışan köyüm delikanlılarda.

Adı üstünde Üç kağıtçılar vardı , – “bul karayı al parayı” der ne zaman görsen hep kazanan, kolayca karayı bulan biri vardı. Ta ki yemi yutan biri yandan para basana kadar. Av geldi😀

Bayan kaleciye gol atmak ne kadar zor olabilir ki diyenlere Penaltıcılar vardı. Nesine tahmin edin?🤔 tabiki yine sigarasına ama Malbora.
İlk iki şutu gole çevirince daha bi havalı topu diken ağır abilerin 3 cü vuruşta kendinden beklenmeyen bir çeviklikle bayan kalecinin topu tutuşu karşısındaki şaşkınlıklarını izlemeye değerdi. Hadi bi daha.

En sevdiğimiz ve önünde en çok kalabalık olan
delikanlıların yavuklusuna en yakın durabildiği tek yer eşya piyangosu bir çok işe yarar ev eşyaları yanında en büyük hediye Mobiletti herkesin hayalini süsleyen.

Avcılar yavuklusuna , eşine yada çocuklarına ne kadar usta atıcı olduğunu göstermek isterse Tüfekçiler vardı, tek kırma saçma atan bu hava basınçlı tüfeklere saçma dolduran kızlar neden acaba hep güzellerden seçilirdi.🤔 Hedefi vurdun mu düştüğü yerde karpit patlatırdı 3 te 3 vurdun mu hediye gelirdi. Yada yeni atış hakkı olarak 3 tek saçma daha kullanılır para ödenmezdi. En çok duyduğumuz bahane ” sağa çekiyor bu tüfekler abi” 😀

Ah önlerinden geçmekten her zaman büyük keyif aldığım börekçiler asla bir porsiyonun yeterli olmadığı panayır böreği, kıymalı ve peynirli böreklerden ailecek birlikte yemek harikaydı. Çadır restoran önünde sergilenen nar gibi kızarmış tepsi tepsi börekler üsten 100 lük ampül ile aydınlatılırdı. Seyretmesi bile güzel.

Tabiki büyük abiler için Meyhane çadırları kurulur önünden geçerken havadaki anoson kokusu biz küçük adamların birazda hoşumuza giderdi, büyükler gibi sarhoş yürüyüşü yapardık salına salına gülüşerek yürürdük kahkalarla ..”sadıcım içmicektik bu kadar”

Tandır yemek orta sınıf üstü bir tercihti, yinede dolup taştığını hatırlıyorum. Yemek yiyenler çok iyi kazanan kumar oynatan panayırcılar mı acaba?🤔
Helvacılar vardı Köpük helva, kırmızı helva, Tahinli helva satarlardı eve dönüş yolundaki ailelere.
Kayık sancaklar delikanlı işiydi. Karşıliklı yüz yüze bakacak şekilde ayakta durup salıncak en üst noktaya geldiği taraftaki dizlerini kırar ve bu itmelerle salıncak gerçekten çok yükselerek izleyenlerin yüreğini hoplatırdı. Süre bitiminde kayığın altındaki tahtayı hafifçe kaldırıp fren yaparlardı.

Küçük uçan sancaklar çocuklar için büyük uçan sancaklar yetişkinler içindi. Ailelerin ve grup kızların en büyük tercihi dönme dolap tabiki en üstünde durmak heyecan vericiydi.

Canbazlar vardı ip canbazı gözünü kapatarak nasıldı yürürdü gergin halat üstünde ve elinde sadece up uzun sırık.
Ahsap bir silindirde motorsiklet ile silindirin duvarlarına bir genç java motorbisikletle surekli durmaksızın tur atar en son bayrak açardı ve alkışlar kopardı.

İlginç hayvanlar gelirdi sirk diyemicek kadar küçük, çadırda ilginç hayvanlar gösterilirdi. Bir keresinde deniz aslanıydı sanırım Manda kadar büyük bu balığı gördüğümde çok şaşırdım.
Gecenin serinliğinde geç saatlere kadar süren bu şölen her biri diğerinden heyecanlı 3 gün sürer 3. gün gece çok hüzünlü olurdu Bir Sarıköy panayırın daha tadı damağımızda kalır fakat tek avuntumuz pek yakında başlayacak olan GÖNEN PANAYIRI olurdu.

Gönen’e Panayıra ailecek gitmek gerçekten çok manalı ve unutulmazdı. Gönen panayırı zamanı Minibüslerin ücretlere zam yapma zamanı olurdu panayır için artan fiyatlar bir daha inmez öyle kalırdı.Gönen çayı ve otobüs garajı arasındaki panayır alanında kurulurdu Ben Anne ve Babamın elinden tutarak Garajdan Panayır yerine parkın içinden geçerek yürüdüğümüzü , Panayır böreği yediğimizi, ve eve götürmek için de paket yaptırdığımızı hatırlıyorum. Ne güzel günlerdi Panayırlı günler..
Geri gelmicek ama insan özlüyor işte..
Tamer Gödekoğlu

Kuzu göbeği

İlkbahar yağmurları başladığında Sarıköylüler ova ve bayır meralarında sislerin arasında beyaz mantar avına giderler sepet kolda. Koyun sürülerini izlemek mantar bulma şansınızı azaltır çünkü bu mantarların lezzetini koyunlarda bilir. Gününün ilk ışıkları ile merada olmalı ki rakiplerden önce en güzel mantarları toplayabilesiniz. Bu nedenle Balıkesirden geldiğim gece kahvede sadıcımla sözleştik yarın sabah erken çıkmaya. Mantar toplayacağız😀

Sabah sevgili babamın daha yeni aldığı Fiat 640 Traktöre ilk defa bu kadar erken binmiştim, etraf karanlık olduğu ön farların ışığında önce Bülenti evden aldım ve taşlıpara harman meralarına doğru gitmeye başladık biraz erken çıkmışız hava anca aydınlanıyordu, meranın sonu ulukır altındaki çeşme kenarında traktörü bıraktık ve elimizde sepet dolaştığımızda çok az mantar bulduk ve kesin ikna olduk önümüzden koyun sürüsü geçmiş, çünkü olması gereken mantarlar yoktu.

Traktörü alıp asvaltın üst tarafına geçtik ve bizim bayır tarlalarına çıkan yoldan giderken sağ tarafa laz hocanın tarlası denen mevkide dere yatağına bir traktör izi iniyordu onu takip ettik. Karşı yamada boş gibi görünen bir keçi sayası vardı, boş olduğundan ve etrafta köpek olmadığını görünce indik ve bu keçi sayasından atılan gübrelerin kenarında birkaç tane baya büyük göbek mantar bulduk ,sonra biraz daha içeri ,sağ sol derken çapı bir karış olan manarlardan yarım şeker çuvalı mantar topladık.

Mantarlar bildiğimiz kültür mantarı ama dev boyutlarda emin olmasakta sormak için önce bizi geldik. Annem yenmez bunlar dedi Babaannem keçi gübresinden olmuş dedi ve ” önce ben yerim bir şey olmassa siz yersiniz” ozaman diyerek anneme diyecek birşey bırakmadı, Çiğer gibi temizlenmiş mantarlar yavaş yavaş soğanlı tencereye girmeye başladı ve ocak ateşinde piştiğinde ortalığı bir güzel koku sardı. Ve biz o mantarları afiyetle yedik. Çok da güzel oldu. Ben bir daha öyle mantar toplamadım. Sadıcım hatırlar o günü.

Kısmet olursa bu ilk baharda yine dolaşmalı sepet elde meraları, herkes nasibini bulur tabiki sıcak yataktan çıkıp çıkabilene.🤔

Tamer Gödekoğlu

Hıdırellez

“Herkes Tamam mı?”
Sabah erken babaannemlerin bahçede koşuşturan buzağıların neşesine bakılırsa annelerini emdiler ve karınları tok. 2 dişi 2 erkek buzağıların bir tanesinin kulağını ben ısırdığım için benim tosunum oldu. Bir diğeri kardeşim Çiğdemin diğer ikisi ise 45 güne kadar yaz tatiline gelecek olan sevgi halamın oğulları Sezgin ve Engin’in dedem öyle dedi buzağının az tuzlu tezek kokan kulağını ısırırken.. bakalım onlarda benim gibi seçtikleri buzağının kulağını ısırabileceklermi. Kız kardeşim Çiğdem için” o daha ısıramayacak kadar küçük” dedi dedem. neyse erkek işi belli 🙂

Mayıs ayının bu ilk haftasında havalar oldukça güzel bahçede arı vızıltısı inanılmaz. hem bardacık eriği hem tatlı erik bir gelin gibi bembeyaz, şeftali ve bahar dalı pembemsi çiçekleri babaannamin özenle her bahar diktiği mor ve pembe sümbülller ise olağan üstü sabah sabah havada balımsı bir çiçek kokusu burun deliklerime doluyor.
Tarhana çorbasını içmek için sabırsızlanırken az önce mutfaktaki ekmek teknesinden aşırdığım elimdeki ekmekten büyükçe bir lokma alıyorum. Sıcacık ekmeğin kokusu erik çiçeklerinin kokusuna karışıyor,hoplayıp asmadan bir filiz ucu koparıyorum katık için. Dün komşu annemlerin bahçedeki büyük fırında mahalle komşularımızla birlikte pişirilen ev ekmeğinin kalınca kıyısından bir parça daha kopardığım da etrafı gözetleyerek babaannemin bahçesindeki taze soğanların yeşil uç yapraklarından bir avuç koparıp arasına 2 yaprak tere koyuyorum ve minicik peynir ısırığına katık yapıyorum. Az sonra İneklerin süt sağım işi bitince Süleyman amcam ve babam bahçedeki römarktan kucak kucak yonca alıp yemliklere dolduruyorlar. Babamın atı Yaşar her bir kucaktan başını çıkarığı pencere önünden geçerken kendi payına bir ağız almayı ihmal etmiyor.

Tam bu sırada porta kapısının ipi çekilerek açılıyor Komşumuz Yörük Elezlerin Nazan ve arkasında bir kaç tane daha mahhalleden kızlar heyecanla”Süleyman abi seni abim çağırıyo deyip koşarak geri gidiyorlar. mahallede bir hareketlilik var merak ediyorum.
Amcamla birlikte Ellez abi ve babasının biri büyük Ford biri Bedfort olan kamyonlarını park ettikleri bizimde çok sık traktör ve römoğunu döndürdüğümüz meydana çabuk adımlarla varıyoruz. Ellez abi neşeli gözlerle ” Hadi hazırlanın tüm mahalle Dereköye Hıdırelleze gidiyoruz izin çıktı ” diyor. amcam şaşkın pek emin olmamakla birlikte bu haberi eve götürürken teredütleri var sanırım. Acaba bugün tarlaya gidilecek mi? dedem ne der bu Hıdırellez işine?

Eve vardığımızda mutfakta hazırlanmış yer sofrasında yerimizi almadan amcama meraklı gözlerle soruyorum. Hıdıreleze gidecekmiyiz? amcam iki elini açarak sessizce ” bakalım” der gibi ellerini yıkayıp sofradaki yerimizi alıyoruz. az sonra amcam. Babaanneme” tüm mahhalle Dereköye kamyonla Hıdırelleze gidecekmiş. Nerman Yenge size haber ettimi?” diye korkarak soruyor. Her zaman olduğu gibi Babaannmem kesin ve net bir cevapla. “hazırlanıyoruz. haberimiz var” deyince kucağındaki kardeşim çiğdeme çorba içiren annemle göz göze geliyoruz. çok mutlu oldum. Amcam ve benim çorba kaşıklamalarımız daha da hızlanıyor.

Saat 11 gibi Tüm mahalle hazrladıkları yiyecek, içecek, oturma kilim ve minderleri, salıncak için ip,oyun için top, ateş için odun pişirmede kullanılacak sac ayağı, mangal, şiş maşa ve her türlü malzemeyi Ford kamyonun kasasına yerleştirir. oturmak için yer hazırlar “Herkes tamam mı” sorusuna en az 20 kere sorulmasından sonra kamyon hareket eder önce horoz mahallesine gidilir oradaki akrabalar da kamyondaki yerini alır. Yolda yetişemeyenler yoldan kamyona dahil edilir. Kamyon kasasının ön tarafındaki yükseltide oturan bağrı açık benim gibi mahalle delikanlıları rüzgarın keyfini yaşarken kamyon kasasının arkasında ayakta yan yana dikilen genç kızlar yavuklularına bir haber verecek tanıdık yüzü çarşıdan geçerken gözleri ile arardı.
Dereköye Sarıköyden ova yolu üzüm bağların arasından gitmek en kestirmesidir fakat koca Ford kamyonla giderken Sarıköy , Gündoğan asvalt yol sonra Gündoğan- Dereköy şose yoldan gitmek pek bi havalıdır.

Komyonun şöför mahalindeki Süleyman amcam, Mehmet abi çoktan arada havalı kornaya basarak yol boyunca geçtiğimiz araçları toz içinde bırakıyorlar.

Dereköy , Sarıköy arasında hemen dağların arasından ovaya çıkan Keçi derenin alivyonlu yığmaları üzerindeki düzlükte yüz yıllardır büyüyen meşe korusuna vardığımızda yer beğenme ile ilgili tatlı bir telaş başlar. Her kafadan bir ses çıkar ama en sonunda büyüklerin dediği olur ve büyükçe bir ağacın etrafına özenle tüm eşyalar taşınır, Genç kızlar içleri kıpır kıpır kilimleri serer, bir an önce işleri bitirip, Hıdırelez kamçısı ve Lale toplamaya karşı yamaya gitmek için fırsat kolar papatya çiçeklerinden taç yapmayı bilenler yeni yetmelere öğretmek için sözler verir, fırsat kollayıp kaçmak için ise sürekli birbirleri ile kaş göz işaretiyle anlaşırlar.
Kamyon uygun bir yere park edildiğinde ellerindeki uzun kamyon sicimini getiren ilyas abi ve Amcam en yüksek yan dala bir salıncak kurmak için keşfe başlarlar. Bu dal seçilirken, salıncaktaki oturanların üzerine gelmeyecek, toz çıkarmayacak ve mümkünse biraz uzak olacak. Salıncak kurulurken en yüksek yan dala atılan ip maharetle bağlanır yine özel katlama şekli ile rahat bir oturma yeri yapılır ve sonra ilk cesur kız salıncağa biner diğerleri sıradaki yerini alır, Adı yazılmamış kurallardan biri kızları çok hızlı sallayarak korkutup çığlık attırmak. erkekler korksa da bu kurala göre çığlık atamaz …nedense..
Giderek kalabalıklaşan hıdırellez yerinde sade gazoz ,ayran, limonata alabileceğiniz büfeler, seyyar dolaşan çekerdek, leblebi, fıstık satanlar, kağıt helva satanlar, dondurma satanlar sırayla toprak yollarda anne ve babalarından harçlık koparan çocuklara satış yaparlar. Delikanlıların kaçamak bira ve rakı içmeleri şarap tatmaları içinse önünden geçerken anason kokan büfe bu işe hizmet ederdi. Hemen onun yanında Börekçi tezgahlarında mis gibi panayır böreği buram buram kokar bir porsiyon asla yeterli olmazdı sevenlerine.

Öğle yemeği hazır olduğunda her komşu geceden ve sabah erkenden hazırladığı pasta, börek, poğça, otlu pide, fırında üstü etli pilav, kuru fasulye , zeytin, peynir ve bir çok sebze çeşidi yanında hazırlanmış turşular ve melamin tabaklara yerleştirilmiş servisler.
2li 3 lü yada daha çok kızın bir arada kol kola dolaştığı turlara başlamadan önce öğle yemeğini hızlı hızlı yerken bir taraftan da uzaktan dolaşan yavuklularına annelere çaktırmadan göz atmalar pek yetenek işidir.
Az sonra yemeği biten genç kızlar başlarına bir mahalle delikanlısı ile birlikte gölgelik koruda yürüyüşe başlar. Kaş göz işaretiyle sevdiğini lale tepesine çıkaran ve orada iki dakika merhaba diyebilen kendini şanslı hisseder. Nişanlı gelinlik kızlar görümceleri ile birlikte papatyalardan taç yaparlardı.
Akşam üzeri oyun gurupları kurulur. yetişkin kızların ve delikanlıların tek iple uzman olanların 2 iple, İp atlaması en güçlü erkeklerin bu halatları bir ahenk içinde çevirmesi ve bu iplerin arasında ahenkle seken zıplayan ve eteklerini maharetle takılmadan seken mahalle kızları. Sonra Yakan top, İstop derken büyükçe bir halka ile hep birlikte el topu ve sıra gelir erkeklerin futbol oynamasına , pantolon paçaları sıvanır, gömlek yakalarına mendil koyan büyükler gençlere ayak uyduracağım derken dilleri çıkar kıpkırmızı suratlarından ateş fışkırır. Gol dü? değildi tartışması, korner mi? taç mı? faul mü değil mi derken Annelerin sesi duyulur ” hadi toplanın bakalım” sonra yine tatlı telaş en az 30 kere ” Herkes tamam mı?”

Tatlı bir yorgunlukla Sarıköy e varan kamyondan her ayrılan komşu günün yorgunluğu yüzünden okunur. biraz sonra evlerde üst baş temizleme,bir banyo yapma saç kurutma telaşı başlar, kalabalık ailelerde tek banyo ve suyun kazanda ısınması için bekleme süresi derken bahçedeki tavuk, kaz,ördek ve hindiler damlardan inek, at ve eşekler “nerede kaldınız” bağrışları ile akşam ezanına kadar tatlı bir telaş sarar tüm Sarıköy evlerinde hıdırelez zamanı.

Uyanınca

Sarıköy de doğduğum iki katlı hanayın arkaya üğcek tepesine bakan üst kat odasında güneş ışıklarıyla uyanmak, sabah yelinin yüzüme vurduğunda yorganı burnuma kadar çekip, Yortan tepelerini, Üğcek tepesini henüz aşan güneşin odaya açık pencereden bahçedeki erik , şeftali ve badem ağaçlarının çiçek kokusuyla birlikte dolmasını izlemek, hafif esintinin tül perdeyle yaptığı ahenkli oyunlarla odanın duvarında değişen bu ilk ışıkları izlemek, bahçeden gelen sesleri anlamlandırıp ne olduğunu tahmin etmeye bayılırdım.
İşte, iki bahçe arasındaki dedemin galvaniz su borularından yaptığı kapı yine hafif gıcırtıyla kapandı, baba annem bahçede, koşuşturan tavuk sesleri arasındaki gurkların sesi daha heyecanlandı, sanırım baba annem onlara pirinç harmanında batoz altında biriken kırık pirinç ve ot tohumlarından bir kovayı bahçeye serpti, keskin bir kaz sesi tavuklara göz dağı veriyor, erkek hindinin glu glu sesi ve kanatların yere vuruş sesi, kabarmış olmalı, ördeklerin karnım doydu şimdi keyif zamanı dercesine kanat çırpışlarını bitirdikleri ahenkli vak vak sesleri, asmanın demirinde bir guguk kuşunun dişisine kur yaparken ki şarkısı “ gugukcuk ,gugukcuk, nerdesin, yavrucuk”
İnek damından keyifli buzağı sesleri onları karşılayan annelerinin sesi, demek ki annem ve babam inekleri sağıyor. Babamın atı Yaşar’ın bende buradayım dercesine kişneme sesi, şimdi kuyudan biri su çekiyor, sanırım baba annem asma altındaki ortancalara su veriyor. Koyunların uzun uzun melemeleri galiba henüz onlara daha bakan olmadı. Tüm bunların arasında bahçe komşumuz Galip dedenin gür sesi geliyor “Safinaaaaz” diğer tarafta Ömer amcaların bahçede bir çekiç sesine, Malgaraların bedfortun ara gazları karışıyor.
işte bizim bahçede 135 ferguson çalıştı, traktör sesi ile fırlayıp pencereden bahçeye bakıyorum, tüm tahminlerimdeki isabetten mutluyum, karşımda yemyeşil üğcek tepesi tüm ihtişamıyla duruyor solda hamam bayırı masmavi gök yüzündeki beyaz pamuk bulutlara bakıp birini beyaz bir ata benzetiyorum, diğeri bir adam kafası, bir diğeri kocaman bir döşek gibi süzülüyorlar gök yüzünde.
Dedem dün akşamın ve bu sabahın sütünü galvanez lastik kapaklı güğümle traktörün arka hidrolik demirine koyduğu bir elma sandığının içinde sütçüye götürüyor, porta kapısı açılınca traktör üstündeki dedem yeni fışkanlar vermiş asmanın altında kayboluyor,uzaklaşan traktör sesi,danacıların bahçede bir hareketlilik var ne oluyor acaba.Dedem dönüş yolunda mutlaka fotonun fırınına uğrar taze çarşı ekmeği ile gelir, bu ekmekten koca bir kaç dilim maşınganın üstündeki maşada tereyağ yada vita yağı sürülmek üzere kızartılır,kahvaltıda mutlaka babaannemin baklalı tarhana çorbası önce içilirdi. Kalkma zamanı..
Kalkar kalkmaz ayağıma takılan Süleyman amcamın vücut geliştirmek için aldığı yaylara şöyle bir el atıyorum görüldüğü kadar kolay değilmiş amcam gibi 2 yayı çekemiyorum henüz .
Ikinci kat ahşap zemin üzerinde her bir adımda farklı ses çıkaran tahtalarda ahenkli adımlar ile merdivene kadar gidip mis gibi çorba kokusu burnuma doluyor. Bugün Pazar ve okullar tatil, saat 11 de yabancı sinema var acaba seyredebilecekmiyim. Kesin kovboy filmi var haftalık tv programında okumuştum.
Kız kardeşim Şerife maşınganın yanında oturmuş tespih çeken baba annemin kucağında beni görür görmez heyecanla ağzındaki tek dişi göstererek ellerini beni al der gibi kaldırıyor. Kucağıma alıp salondan asma altındaki sedire gidiyoruz, Süleyman amcam kuyunun başında inekleri salmış bahçedeki yalaktan su içmeleri için hızlı hızlı su çekiyor, Şerife’nin şirinliklerine kayıtsız kalamıyor ve onu kucaklayıp yukarıya atıp katıla katıla gülen halinden memnun Şerifeyi tekrar tututp ,tekrar atıyor, bu arada ben ayağıma taktığım takunyalarla kuyudan su çekmek için tulumbanın koluna üzerine abanarak anca bastırabiliyorum. Hiç bir şeyi amcam gibi yapamıyorumum daha çok yemem lazım.
Tekrar mutfağa döndüğümüzde Çiğdem kardeşim de kalkmış uykulu gözlerle bakıyor. Tespih çekmesi bitmiş olan baba annem yerden destek alarak kalkarken “ kalk kız kasnağı, sofra bezini koy, evin kızı sensin” diyor. Ben kardeşime kıyamadığım için hemen atılıp istenileni yapıyorum. Babamın çizmeleri mutfak bahçe kapı eşiğinde vurarak çıkarma sesi duyuldu ve az sonra içeriye giriyor,işte traktör geldi, amcam, kuyuda elini yüzünü yıkıyor,Annem yer sofrasını büyük bir ustalıkla hemen hazır ediyor. Dedem elinde çarşı ekmeği, yelek cebinde çiğdem için bir gofret hafif hafif ona doğru yaklaşıyor gofret in ucu görünüyor. Çiğdem gofreti hızla dedemin cebinden alıyor sanki dedem hiç farketmemis gibi şakalaşarak maşınganın dibindeki yer sofrasına her sabahki kendi yerine baldırının altına şilteyi kıstırarak oturuyor. Zaten ben büyüdüğüm için gofret sevmiyorum artık…
Yer sofrasında dedemin sol yanına çiğdem, onun yanına ben, benim yanımda babam, sonra Süleymen amcam ,annem ve dizinde şerife ve onun yanında yine maşınganın yanında baba annem geçen yıl Sarıköy panayırında aldığımız yuvarlak sininin etrafına diziliyoruz .
Önce tarhana çorbası servis ediliyor ve dedem “patlıcan turşusu çıkarsaydınınız ya” diyor, her sabah dediği gibi , sonra cebinden çıkardığı dut bıçağıyla çarşı ekmeğinden dilimler kestikçe maşınganın üzerine koyduğu maşanın üzerine özenle diziyor, Baba annemin maşınganın kapağını açıp içine attığı dut şımallarının çıtırtılı ve tıslamalı sesi ile, çarşı ekmeğinin o muazzam kokusu birbirine karışıyor. Çay servisi ile kızarmış ekmeklere vita yağı süren baba annem tek tek bizlere ekmekleri uzatır dedem yeni dilimleri keser ve dizerdi. Kaynamış yumurtaların kabuklarını soyan annem tabaklarımıza koyup tek tek tuzlar, her birimizin çayını ayarlar toz şeker kavanozundan kaşık kaşık çaylara doldurulur neredeyse karıştırmak bile gerekmezdi.
Sofradan kalkarken dedem ile babamın konuşmasında Külköylerine fasulye ekmeye gideceğimizi anlar, filim izlemek istediğimden işime gelmez anlamamış gibi yapar acaba beni evde bırakırlar mı diye beklerdim ama tabiki kalamazdım dedem beni tohum ekme makinası üstüne oturtup gübre ve fasulye tanelerinin ne kadar kaldığı kontrolü görevi vermişti. Bu işi en iyi ben yapıyormuşum. .
Madem gideceğiz o zaman bizde amcamla yeni yaptığımız toplu iğneli oltalarımızı da yanımıza alalım belki keçiderede balık yakalarız…arıköy’de bir Pazar sabahı;
Sarıköy de doğduğum iki katlı hanayın arkaya üğcek tepesine bakan üst kat odasında güneş ışıklarıyla uyanmak, sabah yelinin yüzüme vurduğunda yorganı burnuma kadar çekip, Yortan tepelerini, Üğcek tepesini henüz aşan güneşin odaya açık pencereden bahçedeki erik , şeftali ve badem ağaçlarının çiçek kokusuyla birlikte dolmasını izlemek, hafif esintinin tül perdeyle yaptığı ahenkli oyunlarla odanın duvarında değişen bu ilk ışıkları izlemek, bahçeden gelen sesleri anlamlandırıp ne olduğunu tahmin etmeye bayılırdım.
İşte, iki bahçe arasındaki dedemin galvaniz su borularından yaptığı kapı yine hafif gıcırtıyla kapandı, baba annem bahçede, koşuşturan tavuk sesleri arasındaki gurkların sesi daha heyecanlandı, sanırım baba annem onlara pirinç harmanında batoz altında biriken kırık pirinç ve ot tohumlarından bir kovayı bahçeye serpti, keskin bir kaz sesi tavuklara göz dağı veriyor, erkek hindinin glu glu sesi ve kanatların yere vuruş sesi, kabarmış olmalı, ördeklerin karnım doydu şimdi keyif zamanı dercesine kanat çırpışlarını bitirdikleri ahenkli vak vak sesleri, asmanın demirinde bir guguk kuşunun dişisine kur yaparken ki şarkısı “ gugukcuk ,gugukcuk, nerdesin, yavrucuk”
İnek damından keyifli buzağı sesleri onları karşılayan annelerinin sesi, demek ki annem ve babam inekleri sağıyor. Babamın atı Yaşar’ın bende buradayım dercesine kişneme sesi, şimdi kuyudan biri su çekiyor, sanırım baba annem asma altındaki ortancalara su veriyor. Koyunların uzun uzun melemeleri galiba henüz onlara daha bakan olmadı. Tüm bunların arasında bahçe komşumuz Galip dedenin gür sesi geliyor “Safinaaaaz” diğer tarafta Ömer amcaların bahçede bir çekiç sesine, Malgaraların bedfortun ara gazları karışıyor.
işte bizim bahçede 135 ferguson çalıştı, traktör sesi ile fırlayıp pencereden bahçeye bakıyorum, tüm tahminlerimdeki isabetten mutluyum, karşımda yemyeşil üğcek tepesi tüm ihtişamıyla duruyor solda hamam bayırı masmavi gök yüzündeki beyaz pamuk bulutlara bakıp birini beyaz bir ata benzetiyorum, diğeri bir adam kafası, bir diğeri kocaman bir döşek gibi süzülüyorlar gök yüzünde.
Dedem dün akşamın ve bu sabahın sütünü galvanez lastik kapaklı güğümle traktörün arka hidrolik demirine koyduğu bir elma sandığının içinde sütçüye götürüyor, porta kapısı açılınca traktör üstündeki dedem yeni fışkanlar vermiş asmanın altında kayboluyor,uzaklaşan traktör sesi,danacıların bahçede bir hareketlilik var ne oluyor acaba.Dedem dönüş yolunda mutlaka fotonun fırınına uğrar taze çarşı ekmeği ile gelir, bu ekmekten koca bir kaç dilim maşınganın üstündeki maşada tereyağ yada vita yağı sürülmek üzere kızartılır,kahvaltıda mutlaka babaannemin baklalı tarhana çorbası önce içilirdi. Kalkma zamanı..
Kalkar kalkmaz ayağıma takılan Süleyman amcamın vücut geliştirmek için aldığı yaylara şöyle bir el atıyorum görüldüğü kadar kolay değilmiş amcam gibi 2 yayı çekemiyorum henüz .
Ikinci kat ahşap zemin üzerinde her bir adımda farklı ses çıkaran tahtalarda ahenkli adımlar ile merdivene kadar gidip mis gibi çorba kokusu burnuma doluyor. Bugün Pazar ve okullar tatil, saat 11 de yabancı sinema var acaba seyredebilecekmiyim. Kesin kovboy filmi var haftalık tv programında okumuştum.
Kız kardeşim Şerife maşınganın yanında oturmuş tespih çeken baba annemin kucağında beni görür görmez heyecanla ağzındaki tek dişi göstererek ellerini beni al der gibi kaldırıyor. Kucağıma alıp salondan asma altındaki sedire gidiyoruz, Süleyman amcam kuyunun başında inekleri salmış bahçedeki yalaktan su içmeleri için hızlı hızlı su çekiyor, Şerife’nin şirinliklerine kayıtsız kalamıyor ve onu kucaklayıp yukarıya atıp katıla katıla gülen halinden memnun Şerifeyi tekrar tututp ,tekrar atıyor, bu arada ben ayağıma taktığım takunyalarla kuyudan su çekmek için tulumbanın koluna üzerine abanarak anca bastırabiliyorum. Hiç bir şeyi amcam gibi yapamıyorumum daha çok yemem lazım.
Tekrar mutfağa döndüğümüzde Çiğdem kardeşim de kalkmış uykulu gözlerle bakıyor. Tespih çekmesi bitmiş olan baba annem yerden destek alarak kalkarken “ kalk kız kasnağı, sofra bezini koy, evin kızı sensin” diyor. Ben kardeşime kıyamadığım için hemen atılıp istenileni yapıyorum. Babamın çizmeleri mutfak bahçe kapı eşiğinde vurarak çıkarma sesi duyuldu ve az sonra içeriye giriyor,işte traktör geldi, amcam, kuyuda elini yüzünü yıkıyor,Annem yer sofrasını büyük bir ustalıkla hemen hazır ediyor. Dedem elinde çarşı ekmeği, yelek cebinde çiğdem için bir gofret hafif hafif ona doğru yaklaşıyor gofret in ucu görünüyor. Çiğdem gofreti hızla dedemin cebinden alıyor sanki dedem hiç farketmemis gibi şakalaşarak maşınganın dibindeki yer sofrasına her sabahki kendi yerine baldırının altına şilteyi kıstırarak oturuyor. Zaten ben büyüdüğüm için gofret sevmiyorum artık…
Yer sofrasında dedemin sol yanına çiğdem, onun yanına ben, benim yanımda babam, sonra Süleymen amcam ,annem ve dizinde şerife ve onun yanında yine maşınganın yanında baba annem geçen yıl Sarıköy panayırında aldığımız yuvarlak sininin etrafına diziliyoruz .
Önce tarhana çorbası servis ediliyor ve dedem “patlıcan turşusu çıkarsaydınınız ya” diyor, her sabah dediği gibi , sonra cebinden çıkardığı dut bıçağıyla çarşı ekmeğinden dilimler kestikçe maşınganın üzerine koyduğu maşanın üzerine özenle diziyor, Baba annemin maşınganın kapağını açıp içine attığı dut şımallarının çıtırtılı ve tıslamalı sesi ile, çarşı ekmeğinin o muazzam kokusu birbirine karışıyor. Çay servisi ile kızarmış ekmeklere vita yağı süren baba annem tek tek bizlere ekmekleri uzatır dedem yeni dilimleri keser ve dizerdi. Kaynamış yumurtaların kabuklarını soyan annem tabaklarımıza koyup tek tek tuzlar, her birimizin çayını ayarlar toz şeker kavanozundan kaşık kaşık çaylara doldurulur neredeyse karıştırmak bile gerekmezdi.
Sofradan kalkarken dedem ile babamın konuşmasında Külköylerine fasulye ekmeye gideceğimizi anlar, filim izlemek istediğimden işime gelmez anlamamış gibi yapar acaba beni evde bırakırlar mı diye beklerdim ama tabiki kalamazdım dedem beni tohum ekme makinası üstüne oturtup gübre ve fasulye tanelerinin ne kadar kaldığı kontrolü görevi vermişti. Bu işi en iyi ben yapıyormuşum. .
Madem gideceğiz o zaman bizde amcamla yeni yaptığımız toplu iğneli oltalarımızı da yanımıza alalım belki keçiderede balık yakalarız…

Tamer Gödekoğlu

Ustadan hisse

İstanbullu usta bir ressamın Sarıköylü öğrencisi eğitimini tamamlamış.
Büyük usta, başarılı öğrencisini uğurlarken.
“Yaptığın son resmi, Sarıköyün en kalabalık
meydanına koyar mısın demiş.
Resmin yanına bir de KIRMIZI KALEM bırak.
İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir ÇARPI KOYMALARINI rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma diye ilave eder.
Öğrenci ustasının dediğini yapar Sarıköye döndüğünde.
Birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde şok olur.
Resmin kırmızı çarpılar içinde olduğunu görür. Üzüntüyle İstanbula ustasının yanına döner.

Usta ressam, üzülmeden yeniden resmine devam etmesini tavsiye eder.
Öğrenci resmi yeniden yapmış, usta yine resmi Sarıköyün en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu ÇEŞİTLİ RENKLERDE BOYA ile birkaç FIRÇA koymasını söylemiş.
Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri DÜZELTMESİNİ rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.
Öğrenci Sariköye dönüp denileni yapmış, birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç kimse dokunmamış.
Sevinçle ustasına İstanbula gitmiş, Bak usta resme kimse dokunmadı demiş.

usta ressam şöyle demiş:
İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir ELEŞTİRİ sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, OLUMLU olmalarını istedin.
YAPICI OLMAK eğitim gerektirir, hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
“Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.”
Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
“Asla bilmeyenle tartışma”. demiş.
Kısadan hisse.

Alıntı

Susma konuş çocuk

Susma konuş çocuk;
Sizde nasıldı? İlkokulda sınıf başkanı ögretmen sınıfta değilken konuşanların numarasını yazar nöbetçi öğretmen yada müdür bu konuşanlar listesini ödüllendirirmiydi? Yoksa!
Ögretmen sınıfta iken konuşanlar mı? Sus pus dinleyenler mi? Azar işitir?
Ya evlerde, büyüklerin yanında konuşmaya çalışan çocuklar? Eve yorgun gelmiş anne baba ilgisini çekmeye çalışan konuşan, soru soran çocuklarmı ödül alırdı? “Ders yap”, “odaya git,” “televizyon izle”, yada şimdilerde cep telefonu açıp susturulurmuydunuz?
Susan, kendini ifade edemeyen, dinlemeyen, karşılıklı iletişimin iki tarafı olduğunu, her ikisinin eşit haklara sahip olduğunu öğrenmeden susan, konuşmayan çocuğu büyüdüğünde konuşarak kendini cesurca ifade etmesini beklemek biraz haksızlık değil mi?
Çocuk sınırlarını keşfederek büyür, bunu yaparkende sevdiği etrafındaki büyükleri rol model seçer ve onlar gibi davranır. Yani siz gibi. Elinde sigara ile sigaranın zararlarını çocuğuna anlatmak onun kafasını karıştırmaktan başka işe yaramaz.
Çocukları susturmayın, konuşmayı öğretin. Susan ve karşılıklı konuşmayı öğrenmeyen çocuk kendini ifade etmede başka yöntemlere meyil edebilir, güç ve şiddetle karşısındakini ikna etme bunun toplumda görülen en basit yoludur.
Susma çocuk konuş, konuş ki neyin yanlış olduğunu öğren.Tamer Gödekoğlu