Uzayan gölgeler

Babamın çizmelerini giydiğimde biraz daha büyüdüğüm yaşlardı, bayır tarlasına ilk defa o yaz bir barınak yapıp tüm inekleri ota bırakılan tarlaya salmıştık. Yaz bitmiş artık sonbahar yağmurları kara kara bulutlarla gelip geçmekteydi. Sonbaharda Hamam bayırı ve köy korusu bir başka renge bürünür, meşe ağaçları, kızılcık, sakız ağacı ve bir çok adını bilmediğim ağaçların kırmızı, sarı, kahverengi, yapraklarıyla arada tek tük yeşiller inanılmaz renk cümbüşü olurdu. Akşam üzeri birde gün batımındaki kızıllık eklendimi seyrine doyum olmazdı Ulukır köyü, Ayvalıdere, Yortan manzarasına, uzakta mavi kapıdağı.

O zamanlar düşünürdüm bu Yortan köyündekiler ne kadar şanslı diye akşam üstü güneş bir saat öncesinde ayrılmış olurdu Elbizlik, Çakıroba Sızıköyden fakat en son şanslı Yortan”a veda ederdi.

Sarıköy ovasında artık uzayan gölgeler bitip kavak ağacları üstündeki sivrisinek oğulları dağıldığınd, alaca yerler karanlığa, uzakta köy ışıkları daha bir parlaklığa bürünür işte tam o sırada Ulukır dan hoca efendinin akşam ezanı rüzgarla karışık kesik kesik gelirdi.

Son bir saattir babam, amcam, ve benim birlikte sağdığımız ineklerin sütleri tenekelere sonra kapağı lastikli güğüme dökülür, buzağılar salınır ve süt güğümü saplarından ağaca kancalı zincirle aslırdı, gece ayazında bekleyen süt sabah sütü ile birleştirilir ve Rahmetli dedem 135 masey ferguson traktörünün arkasındaki çeki demirine bağlı elma kasasının içine bu iki bidonla hoplaya zıplaya, köye gider anneanemlerin mahallesindeki kaba çeşmenin arkasında sütçü amcanın topladığı yere sütleri döker küçük dışı mavi kaplı çep tefterine karşılıklı tarih ve litresini yazarlardı.

Sabah sarıköye giden traktörün arkasındaki römorkta ayakta dikilerek giden babam ve Süleyman amcamın tepenin üstünde gözden kaybolana kadar arkalarından bir süre bakar, biraz kırgın ve ineklere kızgın kalırdım bayır tarlasında Kurt ve Yaşar ile . Yaşar babamın atı, Kurt benim köpeğimin adı. İnekleri salıp önce az ilerideki dere yatağındaki birikme suya götürüp su içirir çayıra döndükten ve geçidi dallarla kapatıktan sonra eğersiz bindiğim yaşarla upuzun tarlanın bir başından diğer başına dörtnala koşar, rüzgarı yüzümde hissederdim. Kurt un kocaman dili dışarıda peşimizden gelişi havlayarak neşesini belirtişi beni kendime getirir, tarlanın ortasındaki meşe ağacının dalında asılı heybeye yaklaşır attan inmeden alırdım. Tıpkı geçenlerde televizyonda izlediğim filimde ki kovboy gibi..

Sabah dedemin getirdiği sıcacık ekmek, ve kırmızı helva, dünden azığımızda olan peynir ,yeşil biber ve domatesten oluşan harika kahvaltıda ekmeğimi kurtla paylaşmak onun minnet dolu bakışlarındaki keyfi, dostluğunu hissederdim. Yaşarın kıskançlık kişnemelerinide avcumdan yediği domatesler keserdi.
Kahvaltı sonunda doğanın içinde elde çakı yürümek, genelde nakaratını ezberlediğim söylemeye çalıştığım şarkılar, uzaktan duyulan bir başka çoban ve sürüsüne ait çan sesleri, yarenlik edecek birinin yoldan geçerken uzaktan selam verişi,Ben daha selam vermeden Kurt un o tarafa doğru havlaması, gölgede çakılama oyununda kendimi test edişim ve öğle yemeğinde karpuz peynir ekmek ve Yaşara elimden doğradığım karpuz kabuklarını yedirişim. Tüm bunlar gün boyu beni duygudan duyguya götürür vakit nasıl geçer anlamazdım. Kafamda Sarıköy panayırından aldığım hasır kovboy şapkası atın üstünde gölgemiz tıpkı filimdeki o kovboy gibi….

Akşam babamın geldiğinde “hadi ateşi yakın bakalım” derken gocuğunun üstüne içinde dört kocaman kangal kasap sucuğu olan torbayı atması ile içimi kaplayan sevinç.

Sucuğu keyifle yerken kocaman korlu ateş karşısında, amcamın kızartığı ekmeklerin kokusu nefis kasap sucuğu kokusuna, onların kokusu, közlenen patlıcana karışırdı.

Babamın dizine yaslanarak karnım doymaya başladığında tekrardan düşünürdüm,

“Allah’ım hani bugün hep şu okullar bu yıl erken açılsın” diye dua etmiştim ya..

Galiba, Normal zamanında olsa da olur.

Tamer Gödekoğlu